Sayfalar

25 Ekim 2022 Salı

Yâ Muhammed Mustafâ (Naât-ı Şerîf)

Mutlu bir doğum günü kutladık, noksanda olsa, 
Şahlanıp dile geldik, yâ Muhammed Mustafâ!
Bihamdillâh buna erdik, yapanlara selâm ola, 
Nûr'un tecelli etti, yâ Muhammed Mustafâ!

Medhin etmek düşmez, benim gibi âcize, 
Bir nebze olsun gördük, erenler geldi dile, 
En büyük lider O'dur, kim bunu inkâr ede, 
Allemel esmâ sensin, yâ Muhammed Mustafâ!

Teşrifiyle gark oldu, Nûr'a âlem-ü cihân, 
İns-ü cin-nü Nûh felek, döner seyrine hemân, 
Yıkıldı küfrün temeli, açıldı hükm-ü Sübhân, 
Kıyâmet devâm eder, yâ Muhammed Mustafâ!

Ahlâkın timsâlidir, görmez kimsede hatâ, 
Azâd etti düşmânını, oldu âleme atâ, 
Â'nın ahlâkı Kur'ân'dır, şüphe götürmez aslâ, 
Seyyid'ül Enbiyâ'sın, yâ Muhammed Mustafâ!

Her sözü hikmet dolu, Hakk'ın dilidir söyler, 
Sidre-i Âlâ'dan geçip, "Ev ednâ" kelâmın eyler, 
Rabbi kuluna vahyetti ki, seni seven beni sever, 
"Kâbe Kavseyn Ev Ednâ"sın, yâ Muhammed Mustafâ!

"Rahmeten lil Âlemin"sin, bunda şüphe götürmez, 
Gelmeseydi cihâna, kevn-i mekân felâh bulmaz, 
Devreder başında bulut, aslâ ondan ayrılmaz, 
Şefaât-i Kübrâ sensin, yâ Muhammed Mustafâ!

"Oku" emr-i fermânı geldi, şânında Â'nın, 
"Makâm-ı Mahmûd" oldu, cümleden âli yerin, 
Câhil olan kimseler, tutmadı bir kez elin, 
Mânâ-yı hakîkatsın, yâ Muhammed Mustafâ!

Zulüm vahşet bulutu, kaplamıştı cihânı, 
Kadınlar şehvet aracı, yoktu bir tutanı, 
Gömdüler kabire, diri diri kızları, 
Hükmüne fermân bulunmaz, yâ Muhammed Mustafâ!

Nübüvvet mührün vardır, ayân beyân gördüler, 
Sır-rı tecellî yazılı, "Hâtem'ül Enbiyâ" dediler, 
Şefaât-i Kübrâ O'dur, cümle âlem bildiler, 
Zayıflara kucak açan, yâ Muhammed Mustafâ!

Hükm-ü Şer'i alan kullar, Muhammed'i severler, 
Cehennem'den azâd olur, Â'nı tasdîk edenler, 
Olur ahlâkı tamâm, Â'nın izin sürenler, 
Bir kez olsun yanılmayan, yâ Muhammed Mustafâ!

Kur'ân'da "Muhammed",İncil'de 'Ahmed"denildi, 
Tevrat'da "Ahyed" ismi tecellî olundu, 
"Muhammed Emîn" dedi, ehl-i isyân her biri, 
Şânına pâye biçilmez, yâ Muhammed Mustafâ!

Kâinat'ın evvelidir, henüz kimse gelmeden, 
Yoktu,Âdem ve Havvâ,"Küntü Kenz" söylenmeden, 
Taâruz-u Elestî'de "Kâlû" de, tuttu Mevlâ elinden, 
Şâh-ı Merdân sende buldu, yâ Muhammed Mustafâ!

Aşkından semâ eder, kâinat düşmüş raksa, 
Â'ndan zuhûr etti cihân, bilmeyen aldı yara, 
Ehl-i gaflet bilmez bunu, gitmekte gayrı yola, 
Efdâl-i Enbiyâ'sın, yâ Muhammed Mustafâ!

İki günü bir olan, zarardadır etti fermân, 
Komşusu aç iken gidip, hâlin sormayan, 
Bize yakın olmaz aslâ, yardım elin atmayan, 
Oniki bedrin nişânısın, yâ Muhammed Mustafâ!

Â'dan tecellî etti, gece gündüz âşikâr, 
Arş-ı Kürsî, Levh-i Kalem, hep senin nûrun saçar, 
Her isteği kabûl oldu, bilmeyen oldu naçâr, 
Hep niyâzın ümmetindir, yâ Muhammed Mustafâ!

En büyük mûcize Kur'ân'dır, saçmakta nûrunu, 
Siyâh beyâz gözetmez, açtı nûrlu yolunu, 
Adl ile hüküm edip, kırdı zulmün kolunu, 
Ehl-i Aşk'ın neşesisin, yâ Muhammed Mustafâ!

Bu cihân bir ten durur, Â'ndadır ânın cânı, 
Emr-i Hakk olundu zâhir, O'dur mü'minler yârı, 
Kim ki yapar sünnetin, silinir gönül pası
Vechin Hakk'ka tercümândır, yâ Muhammed Mustafâ!

Burda onu sevmeyen, rüsvâdır anın sonu, 
Ehl-i Beyt'i bilmeyen, nedâmet anın yolu, 
Â'nlarda tecellî etti, Â'nın Nübüvvet nûru, 
Dört kitâbın mânâsı, yâ Muhammed Mustafâ!

Hakk'ın zâtı sıfatıyla, görünmektedir dâim, 
Mânâ-yı İlm-i Ledünnî, şânında devreder kâim, 
Hayâlin nakşolunsa, kim kalır bilmem sâlim, 
Akl-ı Küll hayrân sana, yâ Muhammed Mustafâ!

Buyurdu "Lâ taknetü", Â'nın şânında Sübhân, 
Adâlet timsâlidir, verilmez zayıfa fermân, 
Sefil Kemâl seni ister, yetişe derdine derman, 
Dermâna Lokmân sensin, yâ Muhammed Mustafâ!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder